“Dik dur ve gülümse… Bırak neden gülümsediğini merak etsinler!..”

Dün Yeşim Salkım’ın “Dik dur ve gülümseme… Bırak neden gülümsediğini merak etsinler…” sözünü tweet’lediğini görmesem, Che Guevara’yı hatırlayıp Google’dan ünlü sözlerine bakmayacaktım…

Bu köşede her zaman “yaşam koçlarının, hayatı değişik okuyan bilgelerin sözlerini” aktarmaya çalışıyorum sizlere…

Sanırım Küba devriminin efsanevi lideri Ernesto Che Guevara’nın Google’da hayata dair bazı sözlerini alıntılamak bu Pazar günü için anlamlı olacak…

***

“Dik dur ve gülümse… Bırak neden gülümsediğini merak etsinler…

Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme… Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan asla vazgeçme…

Arkamdan konuşmaya devam et… Çünkü karşıma çıkacak kadar büyük değilsin…

Ayakkabılarımın altı delikti; ama üstü her zaman boyalıydı…

Belki hiçbir şey yolunda gitmedi; ama hiçbir şey de beni yolumdan etmedi!..

Hayatta öyle seçimler yap ki; kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin…

Hayatta daima gerçekleri savun!.. Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun…

Bir şeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz… Bir şeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız…

Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir…

Ben Ernesto’ydum sadece Ernesto, siz de sadece bir şey olarak var olursunuz…

Che olmayı kendim istedim, siz de inanırsanız olursunuz, eğer inanırsanız.

***

Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür…

Savaşan, kaybedebilir… Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir…

Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum… Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın… (Ölmeden önce, katiline söylediği sözler)

En önemlisi, dünyanın neresinde olursa olsun her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kabiliyetinizi koruyabilmenizdir…

Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim…

***

Çiçekleri koparabilirsiniz ama bu baharın gelmesini önlemez…

Arkamdan konuşmaya devam et. Çünkü karşıma çıkacak kadar büyük değilsin…

Düşmanın yoksa, hayatta hiç başarılı olamadın demektir…

İyilik yapmaya devam et, karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın…”

Che Guevara 14 Mayıs 1928’de Arjantin Rosario’da doğdu…

Mesleği doktorluktu…

9 Ekim 1967’de Bolivya’da La Higuera’da katiline söylediği o sözlerden sonra öldü…

SOĞUK VE GİTAR…

İnanılmaz bir soğuk var İstanbul’da…

Kış sanki yeniden geldi şehre…

Yağmur yağıyor, dondurucu bir soğuk kol geziyor, kışın göbeğinde bir hava kenti esir alıyor…

Hayatın bahara, güneşe ve taze bir iyimserliğe dönüştüğü günlerde, Ukrayna’dan geldiği söylenen karartılı soğuk hava, dün içimizdeki kıpırtıyı almak için elinden geleni yaptı…

Soğuk ve yağışlı havalarda hep yaptığım gibi DR mağzalarına sığındım…

Kitapların sıcaklığından, DVD’lerin hayal dünyasına, dergilerin maceraperest kapaklarından, müzik enstürmanları ve masal kitaplarıyla dolu rafların fantastik sihirli dünyalarına daldım…

***

Orada gördüm özenle yan yana asılmış “Gel beni al” diyen İspanyol gitarları…

Dört yaşına gelen oğlum “Baba bana gitar al…” diye tutturdu…

Yüzüne baktım ve onca oyuncak dolu rafın ortasında oğlumun “gitar” diye tutturmasındaki derin sebebi bulmaya çalıştım…

Küçük kızıma baktım, gitardan yana hiç oralı görünmüyordu…

Büyük kızım kendisine spor okul çantası ve DVD seçmekle meşguldü…

Sadece oğlum, “Biraz büyüdüğünde alacağım oğlum” dediğim halde “gitar” diye tutturmaya devam ediyordu…

***

O an tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde anladım ki, oğlumun isteği kırkbeş yıl önce babasının “yarım kalmış karşılanmamış yalvarışının” genetik bir uzantısıdır…

Bunu anladığımda satıcıların meraklı bakışları altında koskoca İspanyol gitarını yerinden çıkardım ve oğluma takdim ettim…

Küçücük elleriyle ve gitarı kavrayamayan gövdesiyle bana teşekkür mahiyetinde bir gülümseme fırlattı…

Mutlu olmuştu gitardan…

Ben de mutlu olmuştum birlikte aldığımız gitardan…

Sonuçta baba-oğul hayatımızdaki ilk gitarımıza sahip olmuştuk…

Kırkbeş yıl önce sevgili annem herhalde “derslerimde başarısız olurum” düşüncesiyle, “yalvardığım halde gitarı almamıştı bana…”

Kırkbeş yıl sonra oğlumla gitarımız kolumuzda, ruhlarımız huzurda dükkanı terk ettik…

Dışarıda dondurucu bir soğuk vardı…

Biz soğuğu duymuyorduk…

Kolumuzdaki gitarımız içimizi ısıtmaktaydı…

GÖZLÜK…

“Orta yaşlarda bir adam eşi birlikte arabasıyla benzinciye girdi… Pompacı çocuk arabanın benzinini dolduruyordu…

Adam çocuğa seslendi:

- “Camları da temizlesene…”

Çocuk denileni yaptı… Camları süngerle temizlemeye çalıştı… Adam çocuğun sildiği camlardan memnun kalmamıştı… Pencereden kafasını çıkartıp seslendi…

- “Temizlenmedi camlar… Bir daha yap şunları…”

***

Çocuk süngerle bir kez daha camları temizlemeye girişti… Bir süre sonra bitirdiğine kanaat getirip, dolmuş olan benzine yöneldi… Ancak orta yaşlı adam tatmin olmamıştı… Çocuğa bağırdı;

- “Doğru düzgün yapsana işini beceriksiz!.. Yine olmadı… Beceremeyeceksen git başka bir iş yap!..”

Bunun üzerine karısı adamın haksız olduğunu anlatmaya kalkıştı… Nafile…

Orta yaşlı adam söz dinlemiyordu…

Çocuktan üçüncü, dördüncü kez aynı titizlikle bir defa daha ön camları temizlemesini istedi…

Her seferinde çocuğa olmadığını söylüyor, bağırıyor, hakaretler yağdırıyordu…

***

Sonunda eşi dayanamadı…

Adamın gözlüklerini aldı ve elindeki mendille sildi… Kirlenmiş gözlük camları temizlenmiş… Adam şimdi her şeyi berrak ve cam gibi görebiliyordu…. Arabanın ön camlarının tertemiz olduğunu, çocuğa haksız yere defalarca çıkıştığını fark etti….

Çocuk kırılmış gitmişti…

Adam elinde gözlüklerle kalakalmıştı…”

***

Bu öyküyü her dinlediğimde, hayatta mutsuz olduğunu söyleyen insanlar gözümün önüne gelir…

Yaşamlarında her şeyin ters ve kötü gittiğini, hiçbir şeyin düzgün olmadığını söyler, “bazı insanların ne kadar şanslı yaratıldıklarını kendilerinin ise şansızlıktan muzdarip olduklarını” anlatırlar…

Onlar anlatırken, hep bu gözlük hikayesi gelir gözümün önüne…

Sürekli şansızlıktan yakınanların esas meselesi “gözlüklerinin camları”dır…

O camların kirli olmasadır…

Kirli gözlüklerle hayata baktıklarından, her şeyi kirli ve kötü görürler…

Değiştirmeleri gereken şey, kendi gözlükleridir…

Oysa onlar dışarıdaki camların değiştirilmesi gerektiğini söyler dururlar…

Dışarıda olan değil, onu nasıl algıladığınızdır önemli olan… Mutluluk ve mutsuzluk, takılan gözlüktedir…

Arabanın camında değil…

YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa